Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aşık Veysel Kimdir?

Gönderen BY.CodeR 5 Mayıs 2009 Salı 0 yorum



Asıl ismi:Veysel Şatıroğlu..

1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Veysel’in doğduğu sıralar, çiçek hastalığı salgını vardı. Çiçek yüzünden Veysel’den önce, iki kız kardeşi yaşamlarını yitirmişti. Yedi yaşında O da çiçek hastalığına yakalandı ve iki gözü de kör oldu.

Babası Veysel’in üzüntüsünü bastırması için bir saz alır ve halk ozanlarından şiirler okuyup, ezberletir oğluna. Veysel’in annesi ve babası “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i akrabalarından Esma adında bir kızla evlendirdiler ve Esma’dan bir kız, bir oğlu oldu Veysel’in.

Oğlan çocuğunun daha on günlükken ölümüyle hayata küsen Veysel, bundan sonra annesi, ondan 18 ay sonra da babasının ölümüyle iyice yıkıldı.

Abisi çocuklara ve işlere bakması için bir hizmetçi tutar. Ancak namus düşmanı çıkan bu hizmetçi, Veysel’in eşini kandırarak kaçırır. Veysel’in acı dolu hayatına bir acı daha eklenir böylece. Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı vardır. Küçük yavru da iki yıl sonra hayatını kaybeder. Acılar Veysel’i aşık eder. O zaman söyler: “Benim sadık yarim kara topraktır” diye…

Aşık Veysel, Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Paşa üzerine yazdığı destanla meşhur oldu. Destanı Paşa’ya okumak için arkadaşı İbrahim ile yürüyerek Ankara’ya gittiler. Ancak destanı Atatürk’e okumak kısmet olmadı.

Okullarda Saz öğretmenliği yaptı. 1965 yılında TBMM, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağladı. 21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, hayata veda etti.

Deneme-Makale

Gönderen efsane51 23 Nisan 2009 Perşembe 0 yorum

Deneme ile makale arasında ne fark vardır?
Denemelerde kişisel düşünce yer alır. Söylenenlerin kanıtlanmasına ihtiyaç duyulmaz. Denemelerde ele alınan konular, kesin sonuçlara bağlanmaz. Makalelerde ise bilgi vermek, bir fikri açıklamak ön plandadır. Düşünce yönü ağır basar; kanıtlamaya ve açıklamaya dayanır. Kesin bir sonuca ulaşmak hedeflenir.

Röportaj

Gönderen efsane51 0 yorum


RÖPORTAJ
1. Tanımı
Herhangi bir konu ya da sorunun değişik boyutlarıyla ele alınıp işlendiği gazete ve dergi yazılarına röportaj denir.
Röportaj, gazete haberlerinin daha genişletilmiş ve yazarın kişisel görüşleriyle zenginleştirilmiş yazılardır.

2. Özellikleri
Röportaj yapan kişi, röportajında elde ettiği bilgilerle kendi görüş ve düşüncelerine de yer verir.
Genellikle bu yazılar çeşitli ses kayıtları, belge ve fotoğraflarla tamamlanır. Röportaj yazarı, gördüklerinin fotoğraflarını da çekerek yazısına ekler.
Röportajda önemli olan, birçok kişinin gördüğü ve bildiği şeyleri ustaca dile getirmektir.
Röportajcı, yalnızca gördükleriyle, izlenimleriyle yetinmez. Konuyla ilgili derinlemesine araştırma ve inceleme yapar, ilgililerin bilgisine başvurur.
Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak, okuyucuyu konunun içinde yaşatmak, kamuoyunu aydınlatmaktır.
Röportajlar, okuyucunun dikkatini çekecek ve onları bazı konularda düşündürecek biçimde düzenlenir.
Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi, aynı konuda dizi yazı da olabilir.
Röportajlarda öğretici, açıklayıcı, kanıtlayıcı, betimleyici vb. anlatım türlerinden yararlanılır.

Gezi Yazısı

Gönderen efsane51 0 yorum

GEZİ YAZISI (SEYAHATNAME)
1. Tanımı
Bir kişinin gezip gördüğü yerlerden edindiği izlenimleri, bilgileri aktardığı yazılara gezi yazısı denir.
Eskiden geziye çıkmayı uğraş edinmiş kimselere gezgin (seyyah), gezi yazılarına da seyahatname adı verilirdi.
Gezi yazılarında amaç; yurt içinde ya da yurt dışında gezilip görülen yerlere ilişkin bilgi vermek, o yerlerin güzelliklerini, görülmeye değer yanlarını, insanların yaşayış biçimlerini tanıtmaktır. Gezi yazılarını okuyan kimseler anlatılan yerler hakkında bilgi sahibi olur.
Gezi yazıları; tarih, coğrafya, toplum bilimi, hukuk, folklor için de bilgi kaynağıdır. Ünlü gezginlerin seyahatnameleri, insanlar ve ülkeler hakkında önemli bil*giler verirler.

2. Özellikleri
Gezi yazıları, insanoğlunun yaşadığı yerlerin dışındaki yerleri görme merakından doğmuştur.
Gezi yazılarında anlatılanlar hayal ürünü değil, gerçektir. Gezilip görülen yerler gerçekte olduğu gibi anlatılır.
Yabancı terimler ve kavramlar açıklanarak akıcı, anlaşılır bir dil kullanılmalıdır. Okuyucunun kolay bilgi edinmesi için karşılaştırmalar yapılır.
Gezi yazısında, okuyucu için sıradan olanların ilgi çekici olanlara yer verilmelidir. Gezi yazısı kaleme alacak olan kişinin halkın yaşayışını, gelenek ve göreneklerini, doğa güzelliklerini, anlatabilmesi için çok iyi gözlem yapması gerekir.
Yazarın seçiciliği önemlidir.
Görülen yerin kültür, tabiat zenginlikleri, tarihî özellikleri ve yaşama biçimi hakkında okuyucuya bilgi verilir.Gezi yazılarında tanımlama, betimleme ve açıklamadan yararlanılır.

Ahnet Haşim

Gönderen efsane51 30 Mart 2009 Pazartesi 0 yorum

1884’te Bagdat’ta dogdu, 1933’te Istanbul’da yasamini yitirdi. Fizan Mutasarrifi Arif Hikmet Bey’in ogludur. Çocuklugu Bagdat’ta geçti. 12 yasinda annesinin ölümü üzerine babasiyla birlikte Istanbul’a geldi. Galatasaray Lisesini bitirdi. Ögretmenlik yapti. Çesitli devlet memurluklarinda bulundu. Fecr-i Âti topluluguna katildi. Siirleri, Servet-i Fünûn, Âsiyan, Muhit ve Dergâh gibi ünlü dergilerde yayinlandi. Sembolist ve empresyonist etki ve izler tasiyan siirler yazdi. "Aksam sairi" olarak tanindi.

Şiirler: 'Göl Saatleri, Piyale.

Düzyazılar: Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan («Leylekler Bakımevi»), Frankfurt Seyahatnamesi.

ŞAFAKTA

Dönsek mi bu aşkın şafağından
Gitsek mi ekaalîm-i leyâle?
Bizden daha evvel erişenler
Ağlar bugün evvelki hayâle.

Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek
Düştüyse gönüller bu melâle?
Bir eldir ufuklardan uzanmış
Zulmet bizi çekmekte visale...


  • Ahmet Haşim,
  • Refik Halit Karay,
  • Emin Bülend Serdaroğlu,
  • Şehabettin Süleyman,
  • Ali Canip Yöntem,
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
  • Fuad Köprülü,


  • Duygusal ve romantik bir aşkı dile getirdiler.
  • Gerçekten uzak tabiat tasvirleri yaptılar.
  • Fransız- sembolistlerinden etkilendiler.
  • Edebiyatımızda ilk bildiriyi (beyannameyi) yani fecr-i ati beyannamesini yayımlayan topluluktur.
  • Herhangi bir yenilik getirememişlerdir.Serveti Fünun edebiyatının devamından öteye gidememişlerdir.
  • Tiyatro ile yakından ilgilenmişlerdir.
  • Sanat şahsi ve muhteremdir görüşünü benimsemişlerdir.

Osmanlıda Akımlar

Gönderen efsane51 20 Mart 2009 Cuma 0 yorum


1) Osmanlıcılık

Tanzimat döneminin sonlarına doğru bazı Osmanlı Aydınları Genç Osmanlılar adıyla bir cemiyet kurdular. Bunların amacı Fransız İhtilali sonucu yayılan ''Milliyetçilik'' akımının Osmanlı Devleti üzerinde etkisini kırmaktı. Bunun için dil,din ve ırk farkı gözetmeksizin herkesin eşit haklara sahip olmasını savunuyorlardı. Bu milletlere yönetimde temsil hakkı verilirse Osmanlı Devletinden ayrılmayacaklarını düşünüyorlardı. 

2) İslamcılık(Panislamizm)

Genç Osmanlıların ( jön Türkler ) Osmanlıcılık fikrine karşı II. Abdülhamit bu düşünceyi savunmuştur. Padişahın bunda iki amacı vardı: 
Dar anlamda: İmparatorluğu korumak ve devam ettirmek.
Geniş anlamda: Hilafet çatısı altında dünya İslam birliğini sağlamaktı.
Bu düşünceyi savunanlara göre din ile millet birdir. Hangi milletten olursa olsun müslümanların halifenin etrafında birleşmesi gerekir.

NOT: İslamcılık düşüncesi de Osmanlıcılık gibi Milliyetçilik akımı karşısında etkili olamamıştır. Bunun en açık kanıtı da I.Dünya savaşında Halifenin Cihad çağrısına müslüman Arapların uymamasıdır.

3) Türkçülük

İslamcılık ve Osmanlıcılık düşüncelerinin geçerli olduğu dönemlerde pek yaygınlaşamadı.Özellikle II.Meşrutiyet döneminde güç kazandı. Türkçülük düşüncesinin öncülerine göre devlet ancak dili, soyu ve ülküsü bir olan topluma dayanılarak sürdürülebilirdi. Türkçülük akımı Ziya Gökalp'in katkılarıyla ilmi bir içerik kazanmışdır.

4) Batıcılık

İlk olarak askeri alanda başlayan batılılaşma hareketi, daha sonra devlet ve toplum hayatında da etkisini gösterdi.

Milli Edebiyat

Gönderen efsane51 0 yorum


1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı makalesinin yayımlanmasıyla başlar. Milli Edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketidir. Sade Türkçe’nin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konulmuştur. “Milli Edebiyat” terimi de ilk defa bu dergide kullanılmıştır.

Bu dönem sanatçılarının şiir anlayışıyla, Fecr-i Ati topluluğunun şiir anlayışı birbirinden pek farklı değildir. “Şiir vicdani bir keyfiyettir” düşüncesinde olan şairleri bireysel konuları işlerler. Daha sonra 1917 yılında yaptıkları bir toplantıda, hece ölçüsünü kullanma, günlük konuşma diliyle yazma noktasında birleşen şairlerin, içerik konusunda her birinin ayrı bir yaklaşımda olduğu gözlenir. Bu dönem sanatçıları Divan edebiyatını, Doğu edebiyatının, sonrasını ise Batı edebiyatının taklitçisi olmakla suçlarlar.

27 Mart Dünya Tiyotrolar Günü

Gönderen efsane51 18 Mart 2009 Çarşamba 0 yorum


Uluslararası Tiyatro Enstitüsü 1948 yılında kuruldu. Bu enstitü 1961 yılında aldığı bir kararla 27 Mart gününü Dünya Tiyatrolar Günü olarak kabul etti. Her yıl enstitüye üye ülkelerde 27 Mart günü Tiyatro Bayramı olarak kutlanır.
27 Mart günü her ülkenin sanat ve tiyatro adamlarınca hazırlanan bir bildiri, sahnelerde okunur. Tiyatrolar o gece halka parasız gösteriler düzenler. Tiyatroyu halka sevdirmeye çalışırlar.
Bende çok  Tiyatroya giden biri degilim ama böyle günlerin olması hak için gayet hoş bir şey günün stresinden bir nebzede olsa kurtarıyor.

23 Nisan Şiirleri

Gönderen efsane51 10 Mart 2009 Salı 0 yorum


23 NİSAN

Bugün bir başka aydınlık yeryüzü,
Bir başka ağaçların, evlerin yüzü.
Bugün çocuklar güzel.
Bugün sokaklar güzel...
Elimizden tutan her el
Daha sağlam
Daha mavi gökyüzü; 
Bayraklar daha yakın.
Bakın: geçiyor yarının büyükleri;
Şarkılar tutuyor gökleri.

Adnan ARDAĞI

23 NİSAN

Dün sabah anneciğim
Öperek, dedi: Uyan 
Bugün senin bayramın,

Kalk, bak süslendi her yan.
Baktım her taraf süslü,
Sokaklar dolu insan.

Dedim: Anne bu neden
Dedi: 23 Nisan.

Temel bayrammış, inan
Kutlu olsun kardeşim
Geldi 23 Nisan.

R. Gökalp ARKIN

Yaşlılar Haftası

Gönderen efsane51 0 yorum



Yaşlılar Haftası (18 - 24 Mart)

D E Ğ İ Ş İ M

Sıcacık gülüşlerle kalbe akan sevgiyiz
Farkın farkıyla başlar bu yaşam yolculuğu
Her evrenin sonunda değişimin rengiyiz
Sağlıkla alâkadar, bu yaşam yolculuğu.

Bebeklik gerilerde bellek dolma zamanı
Ekmek elden su gölden, kim tutar harcayanı
Kendine güven duyma, büyüme heyecanı
Benliğe neler katar, bu yaşam yolculuğu.

Cemrelerle uyanıp; al goncalar dererim
Sevgiliyle kol kola, yoktur hiçbir kederim
Ne aile ne yaşlı, nerden olsun haberim
Ne çok heyecan sunar, bu yaşam yolculuğu

Olgunluk denilen şey acılarla savaşmak
Gül koklamak yerine dikenine ulaşmak
Kolay değil elbette dert engelini aşmak
İnsan nefsini tartar, bu yaşam yolculuğu

Bir tükenişe doğru azalır verilenler
Bellek yavaş ritimde, teklemekte bedenler
Göründükçe son peron, artmakta terk edenler
Ne acılardan geçer, bu yaşam yolcuğu.

Durumunu gözetip say yaşlıyı hürmetle
Esirgeme yardımı, hoş davran merhametle
Gençliği baki sanma; yaşlanırsın hayretle
Senden de hesap sorar, bu yaşam yolculuğu

Güldamlası saygıyla hatırlatır bugünü
Tatlı söz sıcak gülüş, esirgemez gönlünü
Yaşlıyı sevin dostlar, kutlandırın ömrünü
Ömrün yettiği kadar, bu yaşam yolculuğu.

(Alıntıdır)
Gülşen Şenderin

Şiir Nedir?

Gönderen efsane51 25 Şubat 2009 Çarşamba 0 yorum


Şiir bir kişini kendini rahatlatmak ve duygularının yazıya dönüşmüş halidir.Şiir hiç bir zaman bir şeyi kanıtlama peşinde olmayıp tamamen kişinin o anki psikolojisine baglı olan bir şeydir.Direkt insana baglı olan bu yazı şekli çok uzun yüzyıllardır varlıgını sürdürmektedir.Ve sürdürmeyede devam edecektir.Şiirde en önemli olan ögelerden biride uyaktır,uyak şiire daha çopk ahenk kazandırır ve okuyucuya keyif verir.Çağlar boyunca türküler şiirsel metinler olarak sözlü yazın örnekleri olarak yaşamışlardır.İşlerini yaparken türkü söyleyen insanlar bireysel ya da grupsal gereksinimlerinden dolayı farklı türlerde şiir geliştirmişlerdir.Bu bağlamda ilk gelişen türler lirik, epik ve dramatik şiirdir. Bunların dışında pastoral, didaktik ve satirik diye adlandırılan türler de şiirde iç farklılaşmanın diğer örnekleridir

Deneme Nedir?

Gönderen efsane51 18 Şubat 2009 Çarşamba 0 yorum

Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür

Deneme yazarı görüşlerini aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi diliyle konuşuyormuş gibi bir hava içindedir.

Örnek bir deneme

Birkaç yıl önce Temmuz ayında Japonya'ya gittim. Benim için hazırlanan
programa, 1890 yılında Ertuğrul Fırkateyni faciasının yaşandığı ve 587
Osmanlı askerinin şehit olduğu Kusimoto şehrini ziyaret de dahil edilmişti.
Japonya'da yaşayan gazeteci bir arkadaşım Kusimoto'ya ne zaman bir Türk gitse (yılın hangi mevsimi ya da hangi ayı olursa olsun) yağmur
yağdığını söyledi. Ona göre bu yağmur, orada yatan askerlerin bir Türk
gördüğü için ağlamasından kaynaklanıyordu. Buna bizzat kendisi de şahit olmuş.
Bu olayın tek istisnası, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya'nın ziyareti sırasında yaşanmış. Bunun nedenini de, "Asker
komutanının önünde ağlamaz" diye açıklamıştı.
Açıkçası anlattıklarına gülüp geçmistim. Ta ki aşırı sıcak ve güneşli bir günde, şehitler için dikilen anıta çiçek bırakırken aniden bastıran yağmurun altında sırılsıklam olana kadar.
Düşündükçe hâlâ tüylerim diken diken oluyor ve gözlerim doluyor

Necip Fazıl Kısakürek - SÜLEYMANNAME

Gönderen BY.CodeR 1 Şubat 2009 Pazar 0 yorum

Türk tarihinin en önemli şairlerinden biri olan Necip Fazıl Kısakürek 'in 1971 yılında Süleyman Demirel için yazdığı şiir. Gerçekten süper yazılmış şiir.

-----------------------------------
Sen gül diyarının yapma gülüsün!
Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!
Yoktur izlediğin bir dava yolu;
Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!
Türk’e zıt sermaye merkezlerinden,
Bir zikzaklı yolda hep, güdülüsün!
Milli yekparelik gelmez işine;
Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün 1
Ve devlete mason biraderlerin
Tam da maslahata denk ödülüsün!
Ne sır sendeki bedava oluş!
Problemler içinde en müşkülüsün!
Fikir dağlar boyu kocaman kitap;
Sen de o kocaman kitabın bir virgülüsün!
Böyleyken ustasın gözbağcılıkta;
Cüceler sirkinin baş Herkülüsün!
Gözyaşı ve çığlık vatanında sen,
Hüzün bahçesinin şen bülbülüsün!
Büzülmüş susarken mahzun hakikat,
Davuldan ziyade gümbürtülüsün!
Teokratik rejim olmaz deyip de,
Peşinden müslüman görüntülüsün!
Kolera, vergiler, zamlar, enflasyon;
Bir felaketsin ki, binbir türlüsün!
Gelirsiz giderli bütçelerinle,
Her yıl, milyar milyar köpürtülüsün!
Okka okka vicdan satıl alırsın;
Topuzu altından oy baskülüsün!
Bir gökdelen sanır seni gören göz;
Bilmez ki, temelden çöküntülüsün!
Büyük Kongre, dikiş tutturduğun yer;
Meclise gelince söküntülüsün!
Bağlısın hak bilmez yeminlilere;
Hakkı bilenlerden çözüntülüsün!
Üçbuçuk mebusa kaldı diye fark,
Kimbilir, ne kadar üzüntülüsün!
Millet gökten adam dilensin, dursun!
Ümit fakirinin keşkülüsün!
Kuzum, senin neren Anadolludur?
Türk’ e Amerikan püskürtülüsün!
Farkın şu ki, eski Başbakanlardan,
Sen o belaların son püskülüsün!


Necip Fazıl Kısakürek

" MutedilDalgalı - Umudu Çakar Kış " Şiiri

Gönderen BY.CodeR 31 Aralık 2008 Çarşamba 0 yorum



Hangi mevsim bu denli üşütür içimi?
Ve içimdeki kaçıncı matemi baharın?

Yüzüme,özlemin mahur çizgileri hakim
Sebebi malum fırtınaların, çok var bahara
Meçhul bir nedenle doğmaz güneş sabahlarıma.

Çiy taneleri, buz kristalleri durağan...
Körelmiyor kışın keskin hançerleri.
Her dem özlemini büyütüyor içimde,

Baharın kendisi kadar , gelişine hasret bu yürek.
Sönmüyor küllenmeye yüz tutmuş, geçmiş bahar alevleri.
Kim bilir kaçıncı kez uzak baharlarım.

Gelir mi, yeniden yeşerir mi dersin?
Baharla birlikte umudumun solmuş çiçekleri.
Şimdi ağıdımın son dizesini yazma vakti;

İmgeyse bahar,
Ve gelmeyecekse bir daha duygularıma,
Sökün öyleyse, yakın tüm yediverenleri...

-- Albümü İNDİR --



Son Albümler

Bağlantılar

Sayaç - İstatistik